Rehber

Yazarın öyküleri yazmadan önce haplandığını, ot çektiğini düşündürtecek kadar absürd bölümlerden birini paylaşmak istiyorum:
"Galaksinin en berbat 2. şari Osuruklu Grunthos'un, şiiri "Yaz ortasında bir sabah koltukaltımda bulduğum küçük yeşil macun yumrusuna kaside" yi okuduğu esnada 4 kişi iç kanamadan ölmüştür."
Bu tarz ayrıntılarla, tıpkı bir mizah dergisi gibi ağızdolusu bir "hasiktir" dedirtip kahkaha attıran bir kitap. Aslında radyo programı olarak başlayıp, çok ilgi gördüğü için kitap haline getirilmiş 5 ayrı otostopçu kitabının bir araya toplanmışı.
Bilim kurgu. Çok komik ama zaman kaybı değil. Bilakis hayal bile etmediğiniz canlılar, makineler, olaylarla karşılaşacaksınız. Bilinmeyen evren hakkında hayal kurmak isteyen, en azından hayatında bir kez Uzaylı Zekiye izlemiş herkese tavsiye ediyorum.
Galatasaraylıların çok hoşuna gidecek süpriz bir dipnot sebebiyle de bu kitaba bir kat daha fazla ısınmış olabilirim. Editöre en içten dileklerimle selam ediyorum.
"Keşke hiç bitmese" dediğimden olacak henüz bitiremedim. Bahanem bu. Siz de alın, okuyun efendim. Fakat kitabın henüz başında Dünya havaya uçacak.
Paniğe kapılmayın...
İyice Oku

fleet foxes


fotoğrafta elektriksiz kalmış evde kalan öğrenciler gibi çıkan fleet floxes (en arkadaki adamda mühendislik fakültesindeki 8. yılını okuyan öğrencinin tecrübesi ve yılgınlığı var), aksi sözlük'teki radyoyu dinleyenler için yabancı gelmeyecektir. your protector şarkısını koymuştum vakti zamanında. ama aşağıdaki şarkıları da dinlemeye değer.



öyle djler gibi "müthiş soundları ile sansasyonel bir çıkış yakaladılar" falan demeyeceğim. ki çıkış falan yaptıkları yok. hala az bilinen bir grup olduğu için, ortamlarda iş çıkarabilirsiniz diye düşünüyorum.

şarkılarını dinlediğimde, bir kış günü griliğine pencereden bakıyormuşum gibi hissediyorum diyeceğim ama böyle betimleme yapan arkadaşlarımla birer birer ilişkimi kestiğim için demiyorum. herkeste uyandırdığı his farklıdır bir şarkının. müziklerindeki dinginlikten mi yoksa çektikleri kliplerdeki karanlıktan mı anlamadım ama bir şekilde kış ve yol hissiyatı var.

müzikteki bu tür oyunlar, kurnaz adamın işidir. böyle duygusal gibi ama bir yandan da umut veren tarzda, ne şiş yansın ne kebapçı kişilerin işidir. olsun ama seviyorum bu kurnazları.

İyice Oku

Adam's Aebler (Adam's Apples)






2005 yılı Danimarka yapımı bu filmi az evvel seyrettim. Pek bir garip oldum film bittiğinde, daha bitmeseydi lan keşke dedim için için. Entelektüel bir yapım da yok ki diyeyim "imge gönderme Tarkovski grotesk kaygı bağlam" vb. Adamları eve çağırıp çay yapasım akşam sofrasında rakı ikram edesim geldi, öyle benimsedim... Bazı şeylerin algımızla alakalı olduğunu anlatan, sanki akmayan damı kurcalama, bırak öyle kalsın der gibi bir hali vardı. Ben böyle özetledim kendimce.

Aşağıdaki diyalog filmden alıntıdır:

- Hintli bir futbolcuydu. 1957'de gokart yarışında iki bacağını birden kaybetti. Kazanın şokuyla bacaklarının kalan kısmına basarak eve koştu. Beyni bacakları olmadığı gerçeğini reddediyordu. İki ay boyunca idmana gitti. Futbol oynamaya devam etti.

- Bacakları yokken?

- Zaten takım kötüydü, beşinci ligde falandılar.


Hadi len sen de kimsin ki tavsiyede bulunuyorsun demeyin, seyredin. Aha meydan burası, beğenmeyen sonra gelsin buradan desin diyeceğini.
İyice Oku

flash forward


ara ara sorardım kendime, acaba kaderimizi öğrensek, değiştirebilir miyiz? değiştirirsek, demek ki öğrendiğimiz şey kaderimiz değilmiş; değiştiremiyorsak da hayatımızın iradesi bizde değil demektir ki bu da çoğu ilahi dinleri geçersiz kılacaktır.

şimdi, bu dizide de bu minvalde bir durum gerçekleşiyor. dünya üzerindeki herkes, düşünün, süleyman demirel'inden sabri sarıoğlu'na, birden bilinçlarini kaybedip 2 dakika 17 sn. boyunca yaklaşık 6 ay sonraki geleceklerini görüyorlar. bazıları ise bi'şey görmüyor. dizide bu onların öleceğine işaret etse de bence kendi mallıkları diyorum.

neyse, şimdi bu dizide merak ettiğim tek nokta şu: zaman kayması yaşanıp, paralel evrendeki mutlak yaşamlarını mı gördüler, yoksa değişmesi muhtemel geleceklerini mi? yani gördükleri gelecek, değiştirmeye çalıştıkları eylemleri içeriyor mu içermiyor mu?

bir de 2 dakika 17 sn. nin mevzusu ne ki bu kadar gündemde? yani 2 dk 18 sn. olunca işin rengi değişecek mi? başka bir gönderme mi var? şu ana kadar izlediğim ilk 4 bölümden aklımda kalanlar buydu. İyice Oku

big bang theory

tarih boyunca en sevdiğim diziler arasında, ilk 3 arasına rahat girer. diğerlerinin "keko ile eşeko" ve "karate çocuk küçük onur" olduğunu söylersem, benim dizi seçiciliğimi anlamış olursunuz.

yavşaklık bi' yana, çok dizi seyrettiğim söylenemez. gündelik tv dizilerinden aşk-ı memnu'yu izliyor, ve bunu sizler gibi saklamıyorum. sinsisiniz hepiniz. siz de izliyorsunuz! nasıl bbg çıktığında "abi ben izlemiyorum bbg'yi, hep popüler kültür" diyen tiplerin gizlice mesajla oy verdiğini gördüm, her perşembe dizini yayınlandığı saatlerde hepiniz çevrimdışısınız. bir kaç dizi daha var izlemekten acaip keyif aldığım: house m.d, dexter ve it crowd vs...

big bang theory'deki tiplerin tek ortak noktası, insan ilişkilerindeki başarısızlık. ama bu başarısızlıkta, kendi özgün yaratıcıklarını kullanabiliyorlar. aslen hintli olan raj, dişi olan ortamda konuşamazken; wollowitz -ki dizideki en sevdiğim tiptir, oyunculuk olarak- ise her türlü abazanlığı hiç utanmadan deneyebilmekte. leonard daha makul bir tip de olsa, sonuçta bir "nerd" ve "nerd"liğin hakkını vererek icra ediyor. dizinin yıldızı sheldon ise, bütün olaylara akılcı bakış açısıyla insanı çileden çıkarmayı başarabiliyor.

cnbc-e'de de yayınlanmaya başladı geçen sene. denk geldiğinizde izlemenizi tavsiye ederim. bizdeki gibi tutan dizinin her bölümünü 3 saate yaymadıkları ve her bölümü 20 dk. da bittiği için, sıkılmadan izleyebilirsiniz. İyice Oku

iki dil bir bavul

açılım, süreç, pişmanlık derken, yine olan bizlere oluyor. barıştan bahsedip, barıştan bu kadar uzaklaşmak; umuttan bahsedip umutsuzluğa yelken açmak; özgürlükten bahsedip konuşmaya çekinmek bu toprağın geleneği oldu adeta.

böyle de bir film var. türkçe bilip kürtçe bilmeyen bir öğretmenin, kürtçe bilip türkçe bilmeyen insanların okulundaki akıl almaz! maceraları.

türk bir genç öğretmenin bir kürt köyünde bir yıl boyunca yaşadıklarını anlatan, bol ödüllü film "iki dil bir bavul" 23 ekim cuma günü gösterime giriyor. İyice Oku

bandista


son zamanlarda dinlediğim en güzel protest müzik grubu, bandista. alışılmış protest müziğin (yorum - ahmet kaya) dışında tarzları var. ayrıca şarkıların sözleri de, 70'lerden kalan "halkım için canım feda" tarzından sıyrılıp, daha talepkar bir izlenim bırakıyor. dinlemeye değer.

2. albümleri "paşanın başucu şarkıları" buradan indirilebilir: http://tayfabandista.org/pasanin_basucu_sarkilari/bandista_-_pasanin_basucu_sarkilari.zip

1. albümleri "de te fabula narratur"un şarkıları buradan indirilebilir: http://www.lastfm.com.tr/music/Bandista/de+te+fabula+narratur



darbeler, müdaheleler, politik ve kültürel işgaller ‘sorgulanamaz’ iktidarlarlarını ezicilikleri, şiddetleri ve yarattıkları acılar ve galibiyetleri ne düzeyde olursa olsun, tam da toplum ve mağluplar nezdinde meşru, haklı, kaçınılmaz ve yahut hegomonik kabul edildikleri anda tesis ederler. erkin sahipleri mevcut durumlarını sürdürmenin yolunun onu elde ettikleri hâl ve yöntemde ısrar ve bu 'olağanüstü' hâli sürdürmekten geçtiğini bildiklerinden bu, ‘farklı’ bağlam ve tecessümlerle durmaksızın devam eden bir saldırı sürecidir.
bu saldırıya karşı verilecek yanıtların içinde dilimizde, sesimizde, müziğimizde direnmek bir kültürün, içinden başka başka muhalif kültürleri doğurarak yaşaması anlamında elzemdir. unutmayıp inanmak ve bulanmayıp bilenmek düsturuyla bandista evi var olduğunu bizzat kendi mevcudiyetinin mümkünlüğüyle bildiği muhalefet mukavemet âlemini paşaların başucunda de te fabula narratur’un kaldığı yerden bizim hikâyelerimizi anlatmaya davet ediyor. zira bir fısıltıdan bile korkuyorlar... gürültü ne çok şeyi değiştirir... kafaya kafaya zound zystem!
İyice Oku